MEVLANA ŞİİRİNDE, DOSTLARIMI AKLIMLA, KALBIMLE DEGIL, RUHUMLA SEVERIM DIYOR. AKILLA DOST SECILMIYOR, SEVILMIYOR!
Ailemiz olsa da, akrabalarimiz olsa da, insanin paradan, puldan, maddi menfaatlerden uzak gercek dostlara gercekten ihtiyaci var. Gercek dostlar da zamanla deneyimle bulunabiliyor.
Ne kadar zengin olursan ol, ancak yiyebileceğin kadar yersin. Denize testiyi daldırsan, alabileceği kadar su alır, gerisi kalır. Nice balık vardır ki, su icinde herşeyden eminken bogazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur. Nefsin tuzağı, dünya malıdır; dünya malı kimini sarhoş eder, aldatır. Dünyaya gönül verenlerin kalp gözü, bu yüzden kördür. Cünkü onlar balçıktaki acı ve tuzlu suyu icerler. Aç gözlülük ve dünya nimetlerini elde etme hırsı, insanı hakkı olmayan şeylere el uzatmaya zorlar.
Ankara’da, ansizin birkac gunde bir gelen telefonda, veya karsilastigimiz zaman “var mi bir problemin, var mi bir istegin, ne yapabilirim?” gibi sorulari dostlarim yonelttiginde, ne kadar mutlu oldugumu anlatacak kelimeler bulamam.
24 Nisan 2007 tarihinde yayimladigim ”DOST” yazisina da burada atifta bulunuyorum:
http://ahmetgevrek.wordpress.com/2007/04/24/d-o-s-t/
Etkilendiğim, duygulandığım Mevlana’dan çok güzel bir şiiri burada okurlarımızla paylaşmak istedim:
Insanlar yalnizca bildiklerini konussaydılar,
Dünya’mizi derin bir sessizlik kaplardi.
Yaşamayi ögrendim.
Dogumun, hayatın bitmeye başladıgı an oldugunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu ögrendim.
Zamanı ögrendim. Yarıstım onunla…
Zamanla yarısılmayacagını,
Zamanla barısilacagını, zamanla ögrendim…
Insanı ögrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…
Sonra da her insanın içinde
Iyilik ve kötülük bulunduğunu ögrendim.
Sevmeyi ögrendim. Sonra güvenmeyi…
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
Sevginin, güvenin saglam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.
Insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu….
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu öğrendim..
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydinlatmanın yollarını ögrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatmak gerektiğini öğrendim.
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmegi hakça dagıtmanin, bolca üretmek kadar önemli oldugunu öğrendim.
Okumayı ögrendim.
Sonra kendime yazıyı öğrettim…
Ve bir süre sonra, yazı kendimi öğretti bana…
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi…
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
Dünyaya tek basına meydan okumayı öğrendim genç yasta…
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olmasi gerektiğini öğrendim.
Düsünmeyi ögrendim.
Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.
Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.
Namusun önemini öğrendim…
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
Gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu öğrendim.
Gerçegi öğrendim bir gün…
Ve gerçegin acı oldugunu…
Sonra, yemeğe oldugu kadar kararında acının hayata da lezzet kattıgını öğrendim.
Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazilarinin hayatı tadacagını öğrendim.
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya …
Kalp durur …
Akıl unutur …
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur …
MEVLANA
Ailemiz olsa da, akrabalarimiz olsa da, insanin paradan, puldan, maddi menfaatlerden uzak gercek dostlara gercekten ihtiyaci var. Gercek dostlar da zamanla deneyimle bulunabiliyor. Onlarca senelik deneyimimizle dost bildiklerinizden bazilarini zamanla ayiklamak mecburiyetinde de kalabiliyoruz. Ben aramasam da beni arayan gercek dostlarim bilhassa Turkiye’de imdadima yetismekte, yazmasam da yazanlar var. Hic dusunemedigim bir an, yardimima kosan ve beni yalnizliktan kurtaranlar da var. Bilhassa Turkiye’deyken, ailemden uzakta, cebimde devamli tasidigim bir listede birkac dostumun adi ve telefon numaralari var ki, her an insanin basina gelebilecek trafik kazalari gibi gunluk problemler icin yanimda tasimaktayim dostlarimin listesini. Dostumun bulundugu sehire gidince, otelde rezervasyon bile yaptirmis olsam, dostumun baskisiyla rezervasyonu da iptal ettirmek mecburiyetinde kalmaktayim ki, bu misafirperverlik de beni cok duygulandirmakta. Bazi defalar da, o sehire gittigimi, dostuma haber vermek de istemiyorum acikcasi. A.B.D’deki iki aile dostumuz da bizi ailecek 1-2 hafta evlerinde misafir etmislerdi. Medine’de bize evini acan rahmetli dostumuz HACI Selahaddin’e de burada Allah’dan rahmetler diliyoruz. Yurtdisinda, tam bilmedigimiz yabanci bir ulkede dostumuzdan gordugunuz bu yakinlik ve misafirperverlik ise insani son derece sevindirmekte, duygulandirmakta, gozlerimiz sulanmakta!
Ankara’da, ansizin birkac gunde bir gelen telefonda, veya karsilastigimiz zaman “var mi bir problemin, var mi bir istegin, ne yapabilirim?” gibi sorulari dostlarim yonelttiginde, ne kadar mutlu oldugumu anlatacak kelimeler bulamam. Gercek dostlar sorduklarini laf olsun diye de sormazlar ve gerekeni yaparlar. Mesela, tam Japonya’ya gelirken, arabasiyla beni Esenboga havaalanina birakan dostum, Ankara’daki dairenin anahtarini ne yapiyorsun deyince, hemen bu dostuma anahtari birakarak, birkac ayda bir dairemi kontrol etmesini rica ettim ve cok da sevindim. Esasinda, anahtari emanet edecek birini ariyordum, ama dostuma rica etmeye cekiniyordum. Mesuliyetten korkan dostlar, vermek istesen bile evinizin anahtarini almazlar. Bir kismina da guvenemediginiz icin vermezsiniz. Japonya’ya gelmeden once, Annem icin ve kendi periyodik harcamalarimi yapmasini rica ettigim bir dostuma da, kredi kartimi sevinerek biraktim. Aile dostlarimizin sayilari az, yuzlerce degil, yurtdisindakilerle beraber sadece 20-30 kadar, gercek dostlarimiz insana gercekten guc vermekte!
GERCEK DOSTLAR GUNUMUZDE HEMEN BULUNAMIYOR MAALESEF, DENEYIMLERIMIZIN NETICESINDE SENELER SONRA COGUNU ELEMEK MECBURIYETINDE KALIYORUZ. ONCEKI DOST BILDIKLERIMIZIN BAZILARINDAN MADDI ZARARLARA DA UGRAMAKTAYIZ! BAZI KISILER DE MAALESEF MADDI CIKARLAR ICIN YAKLASMAKTA GUNUMUZDE!