1. Yüce yaratıcı Allah insanları neden yaratmıştır?
2. Allah’a inanmakta büyük zorluk çekiyorum.
3. Allah’ın varlığının başı ve sonunun olmaması ve samed ismi ne demektir?
4. Allah’in nuru ne demektir?
Yukaridaki onemli husus ve sorulara Prof. Dr. Hayrettin Karaman cevap veriyor:
Soru:
Yüce yaratıcı Allah insanları neden yaratmıştır?
Cevap:
Allah Teâlâ’nın yüce ve kâmil sıfatları vardır, bunlardan biri de yaratma sıfatıdır. Bu sıfatın âtıl olması, hiç olmaması gibidir, faal olması ise devamlı yaratmanın bulunmasını gerektirir. Allah yaratandır, en güzel yapandır, mutlak iyilik, güzellik ve kemaldir. İşte bu sıfatların eseri, tecellîsi (ilgili olduğu yerlerde eserlerinin görülmesi) diğer varlıklar arasında insanın da yaratılması sonucunu doğurmuştur. İnsan Allah’ın, birden fazla sıfatının tecelli ettiği, eserinin görüldüğü bir varlıktır, yaratılmışların -bu bakımdan- en kâmilidir. Yaratılış amacına uygun olarak varoluşunu gerçekleştirdiği takdirde (yani Allah’ı bilme, O’na inanma ve O’nun rızasına uygun bir hayat geçirme amacını gerçekleştirmesi durumunda) insan, dünya ve ahirette mutlu olacak, Allah Teâlâ’nın nice sıfatlarının eseri onda tecellî edecek, ilâhî güzelliklerin -deyim yerinde ise- kopyası, yansıması onda gerçekleşecek, ölümden ve kıyametten sonra gelecek/yaşanacak olan ebedî ahiret hayatında ise yine Yüce Mevlâ’nın ebedîlik sıfatının insancası yaşanacaktır.
Soru:
Selam. Direk konuya girecem. Ben 22 yaşında biriyim Allah’a inanmakta büyük zorluk çekiyorum. Şu an eminim bu duyduklarınız sizde klasik bir ateist imaj yaratmıştır, ama durum bundan çok farklı anlatayım: Ben Allah’ın varlığına inanmak istiyorum, ama “Allah’ım yardım et, Allah’ım beni kurtar” veyahut “Allah’ım sen çok büyüksün” dediğim zaman gerçekten bir Allah’ın varlığına inanarak bunları söylemiyorum. Bunun yerine arkadaşım Mehmet’ten yardım istemek bana daha gerçekçi geliyor; yani net olarak şunu söyleyebilirim, Allah dediğim zaman Allah’ı yaşayamıyorum, sadece ağzımdan beş harfli bir kelime çıkıyor. Allah dediğim zaman “yoktan var eden, evrenin yaratıcısı, herşeyin sahibi” biri beynimde belirmiyor, sizden bana şu konuda yardım etmenizi istiyorum; bana Allah dediğim zaman ne dediğimi bilmeme yardım etmenizi; nasıl elma dediğim zaman aklıma ağaçta sallanan bir kırmızı yuvarlak cisim geliyorsa ve ben ne dediğimi gerçekten çok iyi biliyorsam Allah dediğimde de aynı şeyi hissetmek istiyorum, saygılarımla. (Yazımda bir kaç şeyi ardarda tekrarlamış olabilirim ilk kez bu konuyu açtığım için uygun kelimeleri de tam olarak yerli yerinde kullanmamış olabilirim, affedin)
Cevap:
Konu çetrefil, soruyu yazan da dil ve bilgi bakımından yeterli olmadığı için soruda yersiz ifadeler ve tutarsızlıklar var, ancak maksat anlaşılıyor; biz de sözleri değil, maksad esas alarak bazı açıklamalar yapmaya çalışacağız.
Kur’an Allah Teâlâ’nın gözle (basar) algılanamayacağını, akıl ile de kavranamayacağını açıkça ifade ediyor. Hiçbir kimse tarafından görülmemiş ve dünyada görülemeyecek olan bir varlığın, gözle görülen mesela kırmızı bir elma gibi tasavvur ve tahayyül edilememesi tabîîdir. Eğer insanoğlu zihninde, hayalinde bir Allah tasavvur ve tahayyül ederse, Allah’ı bundan (hayalinde O’na verdiği şekilden, suretten” tenzih etmesi, “Haşa Allah bu değildir, O, tasavvur edilemez, herhangi bir şekle sokulamaz” demesi gerekir.
Allah’a iman, gayba (görülemeyene) imanın başında gelir. Bir şeyin varlığını bilmek ve ona inanmak başkadır, onu görmek, görmeden tasavvur etmek başkadır; “ikincisi olmuyor diye birincisi de olmaz” denemez, birincisi ikincisini zorunlu kılmaz; yani var olan her şeyin görülmesi gerekmez. Biz, evrenin ve evrende olanların, dünyaya ve onun da içinde yer aldığı galaksiye nisbetle çok daha büyük olduğunu biliyor ve buna inanıyoruz, ama o galaksilerin tamamını görmüyoruz. Biz aklımızın olduğunu biliyor ve buna inanıyoruz, ama onu görmüyoruz ve tasavvur da edemiyoruz. Aklın işlevine, eserine bakarak onun var olduğunu biliyor ve ona inanıyoruz. İşte bunun gibi kendimize ve çevremize bakıp bunların üzerinde düşününce de Allah’a ulaşıyoruz; yani bütün bunlar yaratan ve yöneten bir varlığın olması gerektiği sonucunu çıkarıyoruz. Bu varlığın niteliklerini kısmen aklımızla buluyoruz, ama bu konuda akıl yeterli olmuyor, nitelikleri doğru ve tam olarak öğrenebilmek için Allah’ın açıklamasına ihtiyaç duyuyoruz, bu açıklama da vahiy yoluyla yapılıyor.
İnsan bir kere Allah’a iman ettikten sonra bu imanın bilgi imanını geçip, “bir şeyi görerek, hatta bir şey olarak ona inanma” kesinliğine ulaşabilmesi için tefekkür ve ibadete devam etmek gerekiyor. Tefekkür ve ibadet sonunda, yine görmeden öyle bir Allah inancına ulaşılıyor ki, bu imanın sahibi gördüklerinden şüphe ediyor da Allah’ın varlığından şüphe etmiyor.
“Bir şeyi Mehmet’ten, Ahmet’ten istemenin, Allah’tan istemekten daha gerçekçi gelmesi”, isteyenin hem kendisi hem de başkalar hakkındaki bilgisinin sığlığından, tefekkür kapasitesinin darlığından kaynaklanır. Ayrıca bir şeyi Mehmet’ten istemekle Allah’tan istemek de birbiri ile çelişmez. Mehmet’in vermesinin anlam başkadır, Allah’ın vermesinin anlam başkadır. Allah dilemezse Mehmet veremez ve Mehmet’in verdiği de Allah’ındır. Hiçbir insan yoktan bir zerre yaratmış değildir; bütün yapılanlar, bulunanlar, alınanlar, verilenler yaratılmış ve hazır bulunuş bir âlemde ve o âlemden (ondaki canlı ve cansız varlıklardan) yapılmaktadır. Hem kaynak O’ndandır, hem beşerin yapıp ettiklerinin düzeni (tabîî denilen düzen) O’na aittir.
Soru:
Allah’ın varlığının başı ve sonunun olmaması ve samed ismi ne demektir?
Cevap:
Akıl, varlık için bir ilk sebebi zorunlu görüyor ve bu ilk sebebin “ilk” olabilmesi için evvelinin ve sonunun olmaması, varlığının kendinden ve zorunlu (vâcibu’l-vücud) olması gerekiyor. Başı ve sonu olan -bizim gibi- varlıkların fiilen var olması, bir yandan yok olurken (daha doğrusu değişirken) bir yandan varlık alemine gelenlerin bulunması aklı bu sonuca götürüyor. Samed de, “her şey var olmak için kendine muhtaç olan ama kendisi başka hiçbir şeye muhtaç olmayan” manasına geliyor.
Soru:
Namazlarda tesbihlerde “nuru cemali” ifadesi kullanılıyor, bazı şiir veya eserlerde “nurundan peygamberi yarattı”, “Zatının nurundan peygambere can vermiş” vb. ifadeler geçiyor. Bu ifadeler doğru mu, değilse Allah Teâla’yı nasıl tenzih edeceğiz, bu gibi ifadeleri kullananların itikadi durumu nedir ?
Cevap:
Dini metinlerde, dualarda, zikirlerde… Allah’ın (zatının, sıfatlarının, cemalinin…) nurundan söz edilir. Âlemlere rahmet Peygamberimizin de (s.a.) ruhunun ilk yaratılan varlık olduğu ve Onun ruhunun, Allah’ın zatının nurundan yaratıldığı da yine bazı metinlerde ve özellikle tasavvuf kitaplarında geçer. Ben de Şemail isimli şiirimin bir kıt’asında şöyle demiştim:
Zatının nurundan vermiş sana can
Hilkate ruhunla başlamış Rahman
Yusuf’ta yok sende olan hüsnüân (güzellik)
Ahlakındır senin mucize Kur’an
Âlemlere rahmet cemalin göster
Kölen rahmetine sığınmak ister
Nasıl anlaşılacağı, nasıl yorumlanacağı konusu bir yana Kur’an’da Allah Teala hem nurundan, hem kendisinin nur olduğundan, hem de ruhundan söz ediyor. Allah’ın nuru “Allah’ın dini, İslam” manasında kullanılıyor (Tevbe: 9/32; Saff:61/8), Buhari’de geçen bir hadiste de Allah’ı görmekten bahsedilirken “O nurdur, onu nasıl görebilirim” deniyor (Nur, ışık, aydınlık görülmez, o başka şeylerin görülmesini sağlar).
Allah’ın, göklerin ve yerin (buna bütün varlıkların manası da verilebilir) nuru olduğunu ifade eden âyetin meali şöyledir: “Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun misali içinde kandil bulunan bir kandilliktir. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır, (bu kandil) doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Nur üstüne nur. Allah nuruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.” (Nur: 24/35).
Allah’ın nuru olunca, hatta Allah bir mânada nur olunca O’nun cemalinin, zatının, sıfatlarının, isimlerinin de nuru olması tabîîdir, mantıklıdır.
Allah Teâlâ insanı nasıl ve neden yarattığını açıkladığı âyetlerden birinde şöyle buyuruyor: “Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona kendi ruhundan üflemiştir…”(Secde: 33/9).
Şu halde Allah nurdur, O’nun ruhu ve nuru vardır, ama şüphe yok ki, Allah’ın nuru bizim bildiğimiz ışık, Allah’ın ruhu da bizim için yarattığı ruh değildir; biz Allah’ın zatının, sıfatlarının ve isimlerinin hakikatlerini bilemeyiz, bu konulardaki bilgimiz O’nun açıkladıkları ile sınırlıdır.
Yaratılmışların övünç kaynağı Yüce Peygamberimizin (s.a.) ruhunun ne zaman ve neden yaratıldığı konusunda Kur’an’da bir açıklama yoktur.
Hadis kitaplarında en önce neyin ve neden yaratıldığını açıklayan bazı rivayetler vardır. Aclûnî’nin Keşfü’l-hafâ isimli, dilden dile dolaşan hadislerin incelenmesi ile ilgili kitabında, “Allah’ın ilk olarak Peygamberimizin ruhunu, kendi nurundan yarattığı ve başka şeyleri de bu nurdan var ettiği” konusu uzunca bir rivayette anlatılmıştır. Önce yaratılanın Arş, Kalem… olduğunu ifade eden hadislerle bu hadis çeliştiği için de “kendi nev’i içinde ilk yaratılan…”, “Hz. Peygamberin nurundan sonra ve ondan ilk yaratılan…” şeklinde uzlaştırıcı açıklamalar/yorumlar yapılmıştır (I, 262).
Bu rivayetlere göre ilk yaratılan şeyin böyle (hadislerde geçtiği gibi) olduğuna inanmak caizdir, bu hadisler mütevatir (kesin bilgi veren kaynak) olmadığı için böyle inanmamak, bu konuyu bilgi dışında bırakmak da mümkün ve caizdir. Allah’ın nurundan, ruhundan bahsetmek, O’nu tenzih etmeye (O’na yakışmayan nitelikleri ondan uzak tutmaya) aykırı değildir; yeter ki, bu ruhun, bu nurun Allah’a mahsus olduğu, nasıllık ve niceliği konusunda bir bilgimizin bulunmadığı inancı ve şuuru eksik olmasın!