Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

KAYNAK:  BUGUN Gazetesi, çeşitli ülkelerdeki araştırma neticeleri

BEYNI GELISTIREN BESINLER: 

Beyin sadece glikoz ve oksijenle çalıştığından meyvelerde bulunan meyve şekeri kolayca glikoza dönüşür.

 

Sabahları geç kahvaltı ediyor ya da kahvaltıyı ihmal ediyorsanız, o zaman mevsimlik meyve, meyve suyu ve bir bardak ılık su almayı alışkanlık hale getirin.

Sabah bir tatlı kaşığı bal. 

 

Zencefil içerdiği maddelerle, beynin yeni fikirler üretmesini sağlar.

Kimyon akla yeni fikirler getirir.

 

Havuç hatırlama yeteneğimizi artırır; çünkü beyin metabolizmasını canlandıran enzimler içerir.

Ananas ezberlemek için çok yararlı bir besindir.

 

Avokado kısa süreli hafıza için tüketilebilir.

 

Çilek stresin etkisini azaltır.

 

Limon algılama yeteneğini artırır.

Lahana, troid bezlerinin aktivitesini azaltır ve bu da sinirlenmeye iyi gelir

 

Soğan aşırı yıpranmaya, fiziki yorgunluğa karşı kanı sulandırır. Böylece beyin oksijeni daha kolay alır

Bir avuç siyah üzüm.

 

Balık beyin hücrelerinin gelişimini sağlayan Omega-3 içerir. Haftada bir kez yenmesi tavsiye edilir.

Yumurta İçindeki kolin maddesi, beyin hücrelerini yeniler, güçlendirir.

Ay çekirdeği, bir avuç çekirdek yemek sinirleri yatıştırır. Ayrıca kasların gevşemesini sağlayan magnezyum sayesinde iyi bir uyku sağlar.

Yulaf, vücuda yavaş yavaş ama iyi bir enerji sağlar. Her gün kahvaltıda yemeye dikkat edin.

Barbunya, besinden alınan B1 vitamini eksik olursa, hafızanın normalden daha zayıf olmasına neden olur. Haftada 2-3 kez yenmelidir.

Bezelye, Ergenlik döneminde yaşanan anksiyeteyi yok edecek B1 ve B3 vitaminlerini içerir. Haftada en az iki ya da üç tabak alınmalıdır.

Su, beynin ideal şartlarda çalışması için su oranı yeterli olmalıdır. Günde 6-8 bardak su içilmelidir.

CEVIZ

Samfıstık Pistacho

Fesleğen

Karabiber

KILO VERMEKTE ZORLANANLARA SÜPER YEMEKLER

Havuç ve kuru üzüm: A vitamini sağlayan havuç kan basıncınızı düşürmeye yardım eder ve sağlıklı dişlere sahip olmanızı sağlar. Kuru üzümün ise mükemmel antioksidan yararı vardır. Ananas da bağışıklık sisteminizi geliştiren C vitamini sağlar. Sağlıklı bir abur cubur yapmak için az yağlı sade yoğurdun içine biraz havuç rendeleyin, kuru üzüm ile doğranmış ananas ekleyin.

Yoğurt ve kuru meyve: Yoğurt içerdiği kalsiyum ile kemiklerinizi güçlendirir. İçindeki D vitamini ise yağsız kaslarınız için mükemmel bir protein kaynağıdır. Yoğurdunuzu tatlandırmak için kurumuş meyve ya da granola ekleyin.

Fesleğenli, Mozzarella peyniri ve domatesli sandviç: Taze domates dilimi ve Mozzarella peyniriyle zenginleştirdiğiniz sandviçinizi taze fesleğenle süsleyin.

Tarçınlı kabuklu yemiş: Karışık kabuklu yemiş sadece protein sağlamaz, bunun yanında E vitamini de ekler. E vitamini de Alzheimer hastalığı riskini düşürüyor. Tarçın da kan şekerinizi düşürür.

Meyve kebabı: İster ızgara isterse çiğ olsun beslenmenize çeşitli meyveler eklemelisiniz. Mango ya da ananas gibi C vitamini bakımından zengin olan tropikal meyve çeşitlerini deneyebilirsiniz. Bunun yanında taze çilek, beyaz üzüm ve yaban mersiniyle antioksidan tedavisi hazırlayabilirsiniz.

Fırında yer elması kızartması: Lezzetli, A vitamini deposu olan fırında yer elması normal kızartmadan daha sağlıklıdır. Sızma zeytin yağı ile çiğ yer elmasını sıcak fırına atıp kızartın.

Sebzeli pide: Tam tahıllı pidenin içine yerleştireceğiniz çiğ sebzelerle iyi bir atıştırmalık hazırlayabilirsiniz. Tam tahıllar ile sebzeler içerdiği lifler sayesinde sindirim sisteminizi düzenler ve enerji verir.

ZAYIFLATAN 10 YIYECEK:

 

Yumurta: Tam bir protein kaynağı.Bu sayede kişiye uzun süre tokluk hissi verir.

Birçok Üniversite tarafından yapılan araştırmada düşük kalorili meyve salatası ve iki dilim tostla beraber sütlü omlet yiyen kadınların,simitle kahvaltı eden kadınlara göre gelecek 36 saat süresince daha az yemek yedikleri ortaya çıkmıştır

Taze Fasülye:Safra kesesinin kasılmasına sebeb olan hormon,kolesistokininli hiç duymamış olabilirsiniz ancak bu hormon en iyi kilo vericilerden birisidir.

Bu hazmettici hormon doğal bir iştah kesicidir.Yüksek lifli fasülyeler ayrıca kolestrolünüzü de düşürür.

Salata: Penn Devlet üniversitesi’nce yapılan araştırmaya göre düşük kalorili salata yiyenler

Hamur işi yemeleri serbest bırakılsa bile çok az tüketebiliyorlar

Yeşil çay:Kilo verdirici içerik kafein değil.

Kateşin adı verilen antioksidanlar yağ yakımını ve metabolizmayı hızlandırıyor.

Armut:Orta büyüklükteki bir armut sizi tok tutmaya yeter ve artar.

Elma tok tutma konusunda ikinci sırada.

Çorba: Bir kase tavuk çorbası bir parça tavuk kadar doyurucu ve tok tutucudur.

Zeytinyağı:  Ekstra ham zeytinyağı sayesinde orta yaş kilolarınızdan kurtulabilirsiniz

Kalori yakmanıza yardımcı olur.

Greyfurt: 2009′da ABD’de yapılan bir araştırmada her öğünden önce yarım greyfurt yemek yada günde 3 defa greyfurt suyu içmek insanlara 3 ayda 3 kilodan fazla vermelerine yardımcı oldu.

Tarçın: Ögleden sonra ani şeker düşüşü yaşamamak için kahvaltıda yulaf ezmesinin üzerine tarçın serpmeniz yada tam tahıllı tostta kullanmanız aynı zamanda insülin artışınıda önler.

Günde 1 çeyrek çay kaşığı tarçın kan şekerini,kolestrolü düşürür.

 

Sirke:Mükemmel bir tok tutucudur.

İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre sirkeye batırılmış ekmek yiyenler,normal ekmek yiyen kişilere göre kendilerini daha tok hissetti.

İşte yiyecekler hakkındaki en yaygın 6 efsane: 1, Su içmek kilo vermenize yardımcı olur ( Doğrusu: Su yemek miktarını dengeleyebilir): Araştırmalar, eğer yemekten önce su içerseniz daha az yiyeceğinizi gösteriyor.

Virginia Politeknik Enstitüsü ve Eyalet Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, 12 haftalık deney süresince düşük kalorili beslenen bir grupta yemekten önce 2 bardak su içenlerin içmeyenlere göre fazladan 2 kilo verdikleri belirlendi. Mideyi sıfır kalorili bir maddeyle doldurmak daha küçük porsiyonlar yemenize yol açıyor.

Kızarmış patates sivilce yapar (Doğrusu: Yağlı yiyecekler aknenizi kötüleştirebilir): Cildinizdeki aşırı yağ akneye neden olabilir, ancak yağlı yiyecekler bu problemi artırmaz. Amerikan Dermatoloji Akademisi’ne göre, bazı sebze yağları aknenizi kötüleştirebilir.

Ancak, uzmanlar bazı spesifik gıdaların akneye yol açmadığı konusunda aynı fikirdeler. Akademinin bu yılki konferansında sunulan ön çalışmada saf çikolata yemenin sivilcelere duyarlı insanlarda akneyi şiddetlendirdiği tespit edildi.

Beyaz un tehlikeli kimyasallarla beyazlatılıyor (Doğrusu beyaz un beyazlatılıyor, ancak kimyasallar güvenilir) Un içindeki xantophylls isimli sarı bileşenlerin oksijenle reaksiyona girmesiyle kendi kendine beyazlaşır, ancak bu süreç haftalarca sürer.

 

Bunu hızlandırmak için üreticiler FDA’nın onayladığı kimyasallarla unu doğal saman renginden beyaza çeviriyorlar.

Bunlar zararsız olmasına rağmen, beyazlatma işlemi sırasında unun içindeki lif, magnezyum ve E vitamini gibi gerekli besinler de yok oluyor. Okumaya Devam »

ŞEHİTLERİMİZE ALLAH’DAN RAHMETLER DILIYORUZ.   ARTIK, BU MESELENIN KÖKÜNDEN CÖZÜLMESINI VE TÜM CAPULCULARIN, TERÖRISTLERIN ETKISIZ HALE GETIRILMESINI BEKLIYORUZ YÜCE MİLLETİMİZ OLARAK ARTIK SABRIMIZ KALMADI!!!  SON NOKTADAYIZ!!!

BU SALDIRIDA YINE CEVAP BEKLEYEN  AYNI TİP SORULAR:

300-400 capulcunun,  eşkiyanın  gunlerce ve haftalarca olan hareketliligi nicin tesbit edilmedi???  Kaldi ki, tek bir kisinin konaklamasi bile termal kameralarla fark edilir, yurumesi, hareketliligi ise aninda tesbit edilir.  Termal kameralarla alan taranabilir ve ortamdan farkli sicakliktaki ölü olmayan insanlar tek, tek gorulebilir, nicin görülmedi???  Kayalara, daglara ve tepelere cevrilen, gozleme acisi icindeki alanlar aktif termal kamera ile  birkac km, hatta 10-15 km uzakliktaki insanlari bile igne seklinde belirgin olarak kameranin monitorunde gösterir!!!  Hatta kar ve yagmur altinda da 10 km uzakliktaki bu insanlar gorulebilir!!!   Monitorde gorunenleri, monitoru izleyen insanlarin gozleri goremedi mi???  Hayretler dogrusu!!!  Son birkac haftadir, o bolgelerde HERONLAR ucuruldu mu, ucurulduysa hareketlilik fark edilir, nicin gormezlikden gelindi???  Agir silahlarin katirlarla tasinmasi nicin farkedilmedi???  Termal kameralar sadece canli insanlari degil, ortamdan farkli sicakliktaki katirlari da gosterebilir, gorebilen gozler de bunu izler!!!  Katirlar farkedildiyse, nicin toleransli davranildi???  Kimler toleransli davrandi???  Istihbarat noksanligi olabilir mi, yoksa istihbarat var da onceki istihbaratlar gibi rafa mi kaldirildi???  Muhsin Yazicioglu senaryosuna benzer senaryo mu yapildi yoksa???  Ergenekon ile baglantilar mi var acaba???  Sekiz noktaya capulcularin / teroristlerin es zamanli baslattigi ates ve saldirilari biribirlerine haber verirlerken, telsiz konusmalari da mi dinlenemedi acaba???    

Terör örgütünün Çukurca’da sekiz ayrı yere yaptığı hain saldırıda 24 Mehmetçiğin şehit olmasından 20 gün önce PKK’nın o bölgede saldırı hazırlığında olduğu istihbarati vardi.

Bölgede PKK’nın saldırı hazırlığında olduğuyla ilgili söylentiler ayyuka çıkarken 20 gün önce istihbarat kaynaklarına dayandırılarak, capulcu PKK’lıların Çukurca ve Şemdinli’de 100′erli gruplar halinde beklediğine ve her an saldırabileceğine dikkat çekilmişti.  Bu dikkatler nicin dikkate alinmadi???

Canakkale savasinda, savas konusunda tecrubesiz, modern silahlara sahip olmayan, fakat iman dolu askerlerimiz onbinlerce, hatta yuzbinleri bulan dusman askerleriyle savasarak, muharebeyi kazanmislardi.  Bugunlerde ise modern silahlara sahip, ucagiyla, tankiyla techiz edilmis yarim milyondan fazla askerlerimiz sayilari en cok birkacbin kisi olan capulculari nicin 30 senedir imha edemediler??? 

Capulculara ve kamplarina bugune kadar savas ucaklarimizla ve helikopterlerle sadece son 6 ay icinde yuzlerce sorti yapildi ve belki binlerce bombalar yagdirildi son alti ay icinde, fakat goruyoruz ki, capulcular,  eşkiyalar, PKK’li teroristler hala ayaktalar, milletimize, ordumuza ve T.C.’ine meydan okuyorlar ve saldiriyorlar, yoksa capulcu,  eşkiya, PKK hedefleri degil de, ilgisiz yerler mi bombalanmakta bugune kadar???  Dun Ankarada bir muzeyi geziyordum, 24 sehit haberi ile irkilmistim ve muzedeki guvenlik gorevlisiyle beraber TV seyrederken uzuntumu paylasmak istedim, gorevli bana simdiye kadar bos yerleri bombaladilar herhalde demisti!!! 

DILEGIMIZ VE TEMENNIMIZ BUNDAN BOYLE TSK HEDEFLERI GERCEKTEN VURUR VE PKK TERORISTLERI TAMAMEN ETKISIZ HALE GETIRILIR, SILAH VE CEPHANELERI TAMAMIYLE IMHA EDILIR DE, ARTIK MILLETIMIZ HUZUR VE GUVEN ICINDE YASAR VE SEHIT DE VERMEYIZ, AGLAYAN ANALAR DA OLMAZ!!!  BOYLECE TSK DA BOZULAN IMAJINI DUZELTIR!!! ULUSUMUZ ICIN YENI BIR TARIHI SAYFA ACILIR!!! 

Burada, bu saldırıda yine cevap bekleyen aynı tip soruları destekliyen Zaman gazetesinden kaynak haberi yayımlıyorum:

- Ağır silahların iki hafta boyunca sınırdan içeri sokulduğu, yaklaşık bir hafta önce ise termal kameraların bu geçişleri tespit ettiği iddia ediliyor. Ortada istihbarat zaafı yoksa, neden müdahale edilmedi?

- MOBESE kameraları şehir merkezlerindeki saldırılara karşı niye takılamıyor?

- Kato ve Kavaklı operasyonlarına misilleme yapılacağı belli iken, niçin hazırlıksız yakalandık?

- Bunca şehide rağmen neden teröristler ağır zayiat vermiyor?

İddialara göre teröristler, saldırıda kullandıkları ağır silahları iki hafta boyunca sınırdan içeri sokarak yığınak yaptı. Yaklaşık bir hafta önce termal kameraların sınırdaki geçişleri tespit ettiği, ancak ‘sivil vatandaş olabilir’ denilerek müdahale edilmediği ileri sürüldü.

Öte yandan istihbarat birimlerinin, eylül ayı içerisinde Çukurca ilçesi Yapraklı köyünden, Cevizli ve Çeltik köyleri istikametine 6 adet katırla bir adet Doçka uçaksavar ve mühimmat dolu çuvalların götürüldüğü bilgisi verilmiş. Ayrıca her bir katırın yanında ikişer adet bayan terör örgütü mensubunun bulunduğu bilgisi de bölgedeki birimlere acil koduyla iletilmiş. Çukurca’nın hemen karşısındaki Zap kampından da 200 adet havanın sevk edildiği belirtilmiş. Bir diğer iddia da saldırı olabileceğine dair çok sayıda istihbaratın ulaştığı, bunun da bilgi kirliliğine sebep olduğu yönünde. Hem polisin hem de askerin bu istihbaratları uzun bir dönemdir takip ettiği ancak bir sonuca ulaşamadığı belirtiliyor.

Sızma, termal kameralarla görüntülenmiş

İddialara göre teröristler, saldırıda kullandıkları ağır silahları iki hafta boyunca sınırdan içeri sokarak yığınak yaptı. Yaklaşık bir hafta önce termal kameraların sınırdaki geçişleri tespit ettiği, ancak ‘sivil vatandaş olabilir’ denilerek müdahale edilmediği ileri sürüldü. Öte yandan istihbarat birimlerinin, eylül ayı içerisinde Çukurca ilçesi Yapraklı köyünden, Cevizli ve Çeltik köyleri istikametine 6 adet katırla bir adet Doçka uçaksavar ve mühimmat dolu çuvalların götürüldüğü bilgisi verilmiş. Ayrıca her bir katırın yanında ikişer adet bayan terör örgütü mensubunun bulunduğu bilgisi de bölgedeki birimlere acil koduyla iletilmiş. Çukurca’nın hemen karşısındaki Zap kampından da 200 adet havanın sevk edildiği belirtilmiş. Bir diğer iddia da saldırı olabileceğine dair çok sayıda istihbaratın ulaştığı, bunun da bilgi kirliliğine sebep olduğu yönünde. Hem polisin hem de askerin bu istihbaratları uzun bir dönemdir takip ettiği ancak bir sonuca ulaşamadığı belirtiliyor.

Okumaya Devam »

Türkiye’de yakalanan uyuşturucu miktarı Avrupa’nın dört katına çıktı.   Bu da, tüyler ürperten bir netice!!!

Mahkûmların yüzde 73′ünün cezaevine girmeden önce madde kullanmaya başlamış olması da uyuşturucunun diğer suçlarla bağlantısını gözler önüne seriyor.   Bu arada İstanbul’da uyuşturucu kullanmaktan haklarında işlem yapılanların sayısı 40 biniaştı.   2005 yılında 4 bin 125 olan uyuşturucudan hükümlü ve tutuklu sayısı 2010 yılında 25 bini buldu. Şu anda cezaevlerindeki toplam tutuklu ve hükümlü sayısının yüzde 20′sini uyuşturucu tacirleri oluşturuyor.  

ÇAĞLAR AVCI – 18.09.2011

Yarın çalacak ders zili öncesinde, alkol ve madde bağımlılarının tedavisi için kurulan AMATEM’ler alarma geçti. Zehir tacirlerinin hedefinde özellikle 18 yaşın altındaki gençler var. Aileleri uyaran uzmanlar, çarpıcı bir gerçeğin altını çizdi: Madde bağımlısı gençlerin yüzde 77′si ailesiyle birlikte yaşıyor. Ancak çoğu aile, çocuğunun uyuşturucu kullandığını bilmiyor.

“Türkiye uyuşturucuda artık transit değil hedef ülke. Gençler de ilk sırada. Çocuklarınıza sahip çıkın.” Yarın çalacak ders zili öncesi uzmanlar aileleri böyle uyardı. Zehir tacirlerinin son dönemde özellikle 18 yaş altını hedef haline getirdiğine dikkat çeken uzmanlar, madde bağımlılarının zannedildiği gibi sokak çocukları ya da tek başına yaşayan gençlerden oluşmadığını vurguladı. Madde bağımlısı çocukların yüzde 77′sinin ailelerinin yanında yaşadıkları belirtilirken, alkol ve madde bağımlılarının tedavisi için kurulan AMATEM’ler ailelere şu tavsiyelerde bulundu: “Çocuklarınızın okul ve arkadaş çevrelerini yakın takibe alın. Bazı işaretleri, ergenlik depresyonu, aile ya da okul sıkıntısı diye geçiştirmeyin.”

AnkaraAMATEM’in Direktörü Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, tedavi gören hastalarla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Dilbaz, geçen sene tedavi gören hastaların yüzde 20′sinin 18 yaşın altında olduğunu söyledi. Dilbaz’ın verdiği bilgilere göre her yıl bir öncekine göre 18 yaş altındaki gençlerde eroin kullanma oranı iki kat artış gösteriyor. Hastaların yaş ortalaması ise 16,5. Daha da önemlisi, tedavi gören gençlerin büyük çoğunluğu ailesiyle birlikte yaşıyor. Ancak aileler tehlikenin farkında değil.

Ankarave İstanbul’daki AMATEM’lerde (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) bugünlerde hummalı bir çalışma var. Yeni eğitim-öğretim yılının yarın başlayacak olmasıyla birlikte uzmanlar da çalışmalarını hızlandırdı. Uyuşturucu bağımlılığının aileler tarafından geç fark edildiğinden yakınan uzmanlar, anne-babalara, “Ergenlik çağındaki çocuğunuzu anlamak için kendinizi geliştirin ve bağımlılıkla ilgili tedavi ve yasal süreçten korkmayın.” tavsiyesinde bulundu.

AnkaraAMATEM’in Direktörü Doç. Dr. Nesrin Dilbaz, tedavi gören hastalarla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Dilbaz’ın verdiği bilgiye göre; eroin, esrar, bali, tiner gibi maddelerin sokak çocuklarında yaygın olduğu kanaatinin aksine, aileler yanı başındaki gençlerin karşı karşıya kaldığı tehlikeyi fark edemiyor. Tedaviye gelenlerin sadece yüzde 6′sı sokakta kalan ya da yaşayan gençlerden oluşuyor. Çocuklarda daha çok uçucu madde, eroin ve karışık madde bağımlılığı görülüyor.

TEDAVİYİ YARIM BIRAKIYORLAR

Doç. Dr. Nesrin Dilbaz’a göre; Türkiye’de 2010 yılında madde bağımlılığı alanında 2 bin 579 hasta yatarak tedavi görürken, bunun 461′i 18 yaş altı gençlerden oluştu. Ankara AMATEM’de ise bu zamana kadar 18 yaş altı 400 çocuk tedavi gördü. Gelenlerin ortalama yatış gün sayısı 13 olurken, 176 kişi tedavi tamamlanmadan merkezden ayrıldı. Yatak sayısının sabit olması nedeniyle hasta sayısı hemen hemen değişmedi. Bağımlılıkla mücadelede en büyük sorunun tedavinin yarım kalması olduğunu belirten Dilbaz, şunları söyledi: “Çocuklar, ergenliğe geçiş döneminde arkadaş edinme, grubakabuledilme, kendini ispatlama gibi nedenlerle yanlış ortamlara girebilir ve bağımlılık yapıcı maddelerle tanışabilir. Aileler, çocukları üzerinde ciddi anlamda etkili olan durumlara karşı uyanık olmalı.”

Psikolog Yasemin Yalçın Aktosun ise ailelerin madde bağımlısı çocuklarını çok iyi tanımadığını belirtiyor. Aktosun, “Aile bize çocuğunu ders çalışmadığı gerekçesiyle getiriyor. Fakat çocuk madde bağımlısı çıkıyor, hatta intiharı düşünenler bile oluyor. Ama ailenin bundan haberi yok.” diyor. Uzman psikolog, ailelerin çocuklarını yakından takip etmeleri gerektiğine işaret ediyor. Ailelerin çocuklarına her türlü imkânı sağladığında sorunların çözüleceğini düşündüğünü dile getiren Aktosun, anne-babaları şu sözlerle eleştiriyor: “Bir çocuk saatlerce odasında kalıyor. Ama annesi, babası bir kere kapıyı çalıp, ‘çocuğum ne yapıyorsun?’ diye sormuyor.”

Alman Hastanesi Adli Tıp Birimi Direktörü Prof. Dr. Fatih Yavuz da ailelere, “Türkiye uyuşturucu bağımlılığı hususunda transit değil, maalesef hedef ülke. Gençler de ilk sırada. Çocuklarınıza sahip çıkın.” uyarısında bulunuyor. Merkezlerine ‘Madde kullanımına yönelik ne yapabiliriz?’ diye soran çok sayıda ailenin geldiğine işaretedenYavuz, “Maalesef çocukların aile ortamı dışında arkadaşları ile geçirdikleri vakitlerde madde kullanım riski artıyor. Ailelere ve devlete bu konuda büyük görevler düşüyor.” ifadelerini kullanıyor.

Aile, çocuğu geç fark ediyor

Madde kullanan çocuklarda görülen davranış bozuklukları hakkında bilgi sahibi olmayan aileler, evladının bağımlılığını geç fark ediyor. Uzmanlara göre; bu süre 2 yıla kadar çıkıyor. Ailelerin geç kalışı ise tedaviyi güçleştiriyor. Bu noktada ebeveynlerin, çocuklarının bağımlılığını fark ettikleri ilk andan itibaren sağlık kuruluşuna başvurması gerekiyor. İstanbul ve Ankara’daki AMATEM’ler en çok bilinen ilk adres. Madde bağımlılığının ilk kullanım aşamasında fark edilmediği için genelde son devre diye adlandırılan aşamada aileler çocuklarını merkezlere getiriyor.

Çocuğun bağımlı olduğu nasıl anlaşılır?

Bir çocuğun madde kullandığını önceden anlamak mümkün. Uzmanlar, bunun muhtemel belirtilerini şöyle sıralıyor: Anormal derecede uyku ve uyuşukluk hali, ani ruhsal değişiklikler, konsantrasyon eksikliği, hafıza kaybı, baygınlık, halüsinasyonlar, yalan söyleme, hırsızlık, okul başarısında düşüş, geç saatlere kadar uyanık kalma, yeni ve tuhaf arkadaşlar, elbiselerde ya da vücutta alışılmadık kokular, lekeler ve işaretler.

Anne-babalara düşen görevler.

Uzmanlar, çocukların uyuşturucu bataklığına düşmemesi için ailelere şu önemli tavsiyelerde bulunuyor: Onları sevgi ve şefkatle büyütün. Düşünce ve hislerini ifade etmelerine fırsat verin. Hatalarına karşı tolerans gösterin. Çocuklarınıza karşı tutarlı ve adaletli davranın. Arkadaş çevresini yakın takibe alın. Spor, sanat ve kültürel faaliyetler edinmelerine destek verin. Onlara faydalı alışkanlıklar kazandırın.

Her yıl 300′den fazla kurban veriliyor

Okumaya Devam »

 

Somalili anne, hangi çocuğunun öleceğine karar vermek zorunda kaldı!

 

Açlığın ve kuraklığın hüküm sürdüğü Somali’de anneler korkunç bir seçimle yüzleşiyor.

 

Yanlarında çok sayıda çocukla mülteci kampına yaya göçeden anneler, ellerindeki kıt yiyecek ve su tükenmek üzereyken yola devam edebilecekleri güçlü çocuk ile zayıf çocuk arasında tercih yapıyor. Susuzluğun hâkim olduğu bölgede zorlu yol şartlarına katlanabilecek çocukları yanlarına alan anneler, diğer çocuklarını ya ölüme terk ediyor ya da yolda bırakıyor. Bu korkunç seçimi yapan annelerden Fadime Sakow Abdullahi adlı kadın da kucağındaki bebeği ve 2, 3, 4 ve 5 yaşlarındaki diğer çocuklarıyla Dadaab’a ulaşmaya çalıştı. Mülteci kampına ulaşmadan bir gün önce 4 ve 5 yaşındaki çocuklar moladan sonra yerlerinden kalkamadı. Abdullahi, elindeki sadece 5 litrelik suyunu geride başka çocukları varken, ölmekte olan çocukları için “boşa götürmek” istemedi. Abdullahi, benzer durumdaki Somalili binlerce anneden yalnızca biri.

Kenya’daki Dadaab’da bulunan Uluslararası Kurtarma Komitesi’nde çalışan ruh sağlığı uzmanı Dr. John Kivelenge, “Bu, anormal bir durumda verilen normal bir cevap. Oturup birlikte ölmeyi bekleyemezler. Ancak bir ay sonra, geçmişe dönme ve kâbuslar şeklinde kendini gösteren travma sonrası stres bozukluğundan mustarip olacaklar. Terk ettikleri çocuklarının yüzü gözlerinin önüne gelecek ve peşlerini bırakmayacak.” dedi. Somali’de, son üç ayda açlıktan 5 yaşın altındaki 29 bin çocuğun öldüğü tahmin ediliyor. Yürüyemeyecek hale geldiği için yolda kaderine terk edilmiş bilinmeyen sayıda çocuk da bulunuyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), kuraklıkla mücadelede ülkede baş gösteren bir diğer tehlikenin de kolera salgını olduğunu açıkladı. Ülkede suların kirli ve arıtmanın yetersiz olduğu belirtiliyor.

Afrika’daki Siyah çocuk, sizi uykunuzda yakalar!  KAÇAMAYIZ, KAÇAMAZSINIZ!!!  HESAP VERECEGIZ HEPBERABER!!!

Japonya’da ailecek tanıştığımız, görüştüğümüz Değerli Yazarlarımızdan İbrahim Öztürk‘ün düşündürücü makalesini  burada okurlarımızla paylaşmak istedim.  Hepberaber etraflıca düşünelim, yardımlarda bulunalım Komşularımız olan Siyah çocuklarımıza!  Karınları tok olan bizler, yiyemediklerimizi çöpe atan bizler, yüzbinlerce komşu çocuklarımızı ve onların analarını, babalarını öldürmeyelim, bundan mesul oluruz, bu ağır mesuliyetin hesabını veremeyiz.  Yazıyı burada sunuyorum:

Biliyorum bugün yine ABD, AB, devasa şirketler, borsa, faiz, kurla yatıp kalkacağız.

Adresi tümüyle şaşırmış durumdayız şu fani dünyanın ‘traji-komik’ imtihanı içinde.

Ağlamaya mecali, akıtacak gözyaşı kalmamış bir ananın kucağında, bir bardak ‘su’, bir dilim bayat ‘ekmek’ diye inleyerek çöl sineklerine, leş kargalarına yem olan siyah çocuğun dramını unutmuş, lüks, debdebeli iftar sofralarında ‘imtihan’ oluyoruz. Sadece ‘geçen seneden daha az kazandığı için’ bankalara ağıt düzecek hale sokmuşlar bizi. Korkuyorum, ‘içimizdeki aptallar yüzünden bizi de helak eder misin Allah’ım!’

Ben bu ülkede yalınayak, karnı aç büyüyenlerdenim. Çoktan unuttum bile. Elemler gitti, lezzeti baki kaldı. Ancak bundan 7-8 sene önceydi. Oğlum ‘baba acıktım’ dedi. Her zamanki ekmek aldığımız fırından sıcak bir ekmek istedim. O anlık cebimde beş para yoktu. Kredi kartı kullanmıyordu. O zaman ‘borç verin’ dedim. İki liralık bir ekmek. ‘Veresiye yoktur’ dediler. Oğlumla göz göze geldim. Meğer bir babanın, bir annenin yavrusunun derdine derman olamadan onu çaresizce seyretmek zorunda kalması ne büyük bir zulümmüş.

Ancak dostlar, Afrika’da yaşananlar, oğlumla yaşadığımız iki saatlik ‘karikatür’, sanal, bir nefeslik sıkıntıya hiç benzemiyor. Çölde biraz sonra can verecek bir yavrunun, bir metre uzağında bekleyen leş kargalarından, sırtlanlardan ve bütün bunları seyretmek zorunda kalan çökmüş, bahtı kara bir anneden bahsediyorum.

Bana gelen şu mesajı paylaşayım sizinle: ‘İnsanlık vicdanı, son altmış yılın en kurak günlerini yaşıyor Afrika’da! İnsanlar yüzlerce kilometre yürüyor kızgın çöllerde bir dilim kuru ekmek için… Çocuklarını kurtarabilmek adına… günlerce… yiyecek ve su bulabilmeyi ümit ettikleri yerlere doğru yürüyorlar… Anneler, babalar, hiç olmazsa bir (veya iki) çocuğu yaşayabilsin diye, hayatlarından ümitlerini kestikleri çocuklarını çölün ortasında yapayalnız bırakmak zorunda kalıyorlar! Hele bir düşünün, iki çocuğunuz var ve birisini feda etmek zorundasınız, ne yapardınız? Hangisini bırakırdınız koca bir kum deryasının ortasında, bir başına! Yaşadığını bildiğiniz bir çocuğunuzu ölüme terk etmek nasıl bir imtihandır? Onu  orada bırakıp giderken arkanıza bakmaya cesaret edebilir miydiniz?

Afrika, işte böyle bir imtihanın içerisinde, obezite ile savaşmakta olan insanlığın gözleri önünde. Milyonlarca insan, açlığın pençesinde. Afrika’da bir nesil yok olmak üzere. Okumaya Devam »

Mevlana’dan çok güzel bir şiir

MEVLANA ŞİİRİNDE, DOSTLARIMI AKLIMLA, KALBIMLE DEGIL, RUHUMLA SEVERIM DIYOR.  AKILLA DOST SECILMIYOR, SEVILMIYOR!

Ailemiz olsa da, akrabalarimiz olsa da, insanin paradan, puldan, maddi menfaatlerden uzak gercek dostlara gercekten ihtiyaci var.   Gercek dostlar da zamanla deneyimle bulunabiliyor. 

Ne kadar zengin olursan ol, ancak yiyebileceğin kadar yersin.  Denize testiyi daldırsan, alabileceği kadar su alır, gerisi kalır.  Nice balık vardır ki, su icinde herşeyden eminken bogazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.  Nefsin tuzağı, dünya malıdır;  dünya malı kimini sarhoş eder, aldatır.  Dünyaya gönül verenlerin kalp gözü, bu yüzden kördür.  Cünkü onlar balçıktaki acı ve tuzlu suyu icerler.  Aç gözlülük ve dünya nimetlerini elde etme hırsı, insanı hakkı olmayan şeylere el uzatmaya zorlar. 

Ankara’da, ansizin birkac gunde bir gelen telefonda, veya karsilastigimiz zaman “var mi bir problemin, var mi bir istegin, ne yapabilirim?” gibi sorulari dostlarim yonelttiginde, ne kadar mutlu oldugumu anlatacak kelimeler bulamam. 

24 Nisan 2007 tarihinde yayimladigim ”DOST” yazisina da burada atifta bulunuyorum:
http://ahmetgevrek.wordpress.com/2007/04/24/d-o-s-t/

Etkilendiğim, duygulandığım Mevlana’dan çok güzel bir şiiri burada okurlarımızla paylaşmak istedim:

Insanlar yalnizca bildiklerini konussaydılar,

Dünya’mizi derin bir sessizlik kaplardi.

Yaşamayi ögrendim.

Dogumun, hayatın bitmeye başladıgı an oldugunu;

Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu ögrendim.

 Zamanı ögrendim. Yarıstım onunla…

Zamanla yarısılmayacagını,

Zamanla barısilacagını, zamanla ögrendim… 

Insanı ögrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…

Sonra da her insanın içinde

Iyilik ve kötülük bulunduğunu ögrendim.

Sevmeyi ögrendim. Sonra güvenmeyi…

Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,

Sevginin, güvenin saglam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

Insan tenini ögrendim.

Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu….

Sonra da ruhun aslında tenin üstünde oldugunu öğrendim..

Evreni öğrendim.

Sonra evreni aydinlatmanın yollarını ögrendim.

Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatmak gerektiğini öğrendim. 

Ekmeği öğrendim.

Sonra barış için ekmegin bolca üretilmesi gerektiğini.

Sonra da ekmegi hakça dagıtmanin, bolca üretmek kadar önemli oldugunu öğrendim.

Okumayı ögrendim.

Sonra kendime yazıyı öğrettim…

Ve bir süre sonra, yazı kendimi öğretti bana…   

Gitmeyi öğrendim.

Sonra dayanamayıp dönmeyi…

Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek basına meydan okumayı öğrendim genç yasta…

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karsı olmasi gerektiğini öğrendim.

Düsünmeyi ögrendim.

Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.

Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.

Namusun önemini öğrendim…

Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;

Gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu öğrendim. Okumaya Devam »

BAŞBAKAN’IN YERİNDE OLSAM…

İçimdeki şu zalim şüpheyi kaldır…

ve bu yazıdaki  bundan sonraki başlığımız:

13 ŞEHİT OLAYINDA BUNLARI DUYAN ÇILDIRIR

DİYARBAKIR’DA YÜREK YAKAN İHMALLER

Şimdi ilk başlıktaki kısma geçiyorum:

Keşke… Keşke gelen her şehit haberinden sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan açıklamalara inanabilsem.

Dağlıca, Aktütün ve benzerleri ne yazık ki bu konudaki inancımı yitirmeme sebep oldu.

Bu nasıl iş arkadaş!

Nedir bu, neler oluyor?

Karakollardayken baskın yiyorlar!

Hadi onu geçtik, gündüz gözüne pusu yiyen bir komando timi düşünebiliyor musunuz?

Bu Mehmetçikleri kim komuta ediyor? Okumaya Devam »

HELAL – HARAM – RIZIK

HELAL – HARAM – RIZIK

Gencin birisi Kabe’de hep;

“Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ım”

“……. Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan

Allah’ım, sana hamdü sena ederim.”

Diye dua ederdi. Okumaya Devam »

This slideshow requires JavaScript.

Slayt sunumundaki fotoğraflarımın Telif Hakkı (Copyright) Ahmet Gevrek’e ve ”Organization of International Economic and Culture Service, -Shadan Hojin- OIECS”e aittir. 

This slide presentation photos belong to Ahmet Gevrek and “Organization of International Economic and Culture Service, OIECS”.  As per the Copy Rights’ law, please do not take any images of this   slide presentation photos and neither copy nor distribute these photos, thank you.  Ahmet Gevrek, OIECS,  20 April 2011 / TOKYO

写真に関する著作権は Ahmet Gevrek 、一般社団法人国際経済文化支援機構(OIECS)に帰属します。スライドショウの写真の撮影及び使用を禁じます。ⒸOIECS Ahmet Gevrek, 20 April 2011 / TOKYO

Japonya’da ikamet edenYabancılara ve Japonlara cesitli hususlarda yardımcı olmak, fertlerin, bilhassa yabancilarin  sosyal hayatta karsilastiklari problemleri cozmeye calismak, felakete ugrayanlara yardim etmek, destek olmak, insanligin yararina gonullu hizmetlerde katkilarda bulunmak,  her sene Japonya’da intihar eden 36,000-40,000 kisinin hic degilse onlarca da olsa sayilarini azaltabilmek icin programlar yapmak, manevi degerlerin insana verecegi moral, kuvvet ve gucu isliyebilecek seminerler duzenlemek, diger hususlarda seminerler hazirlamak, ekonomik ve kültürel faaliyetlerde bulunmak,  gibi konulari hedef alan “Organization of International Economic and Culture Service”, OIECS’i, Japonya’daki Shadan Hojinimizi KISA bir surede resmen kurduk, Japonya’daki depremzedelere resmen yardim edebilecegimizden, vazifemizi kismen de olsa yaptigimizdan mutluyuz Allah katinda.   Gunumuze sukurler olsun. Yazimizin sonunda verdigimiz OIECS’in Tokyo, Japonya’daki banka hesap numaralarina yapacaginiz bagislarinizi da resmen kabul edebiliyoruz Allah’a sukurler olsun.  

Ankara, Turkiye’den Dr. Faik Hocamizdan Mart 2011′de depremden hemen sonra 1,000 lira olarak kayda deger buyuk bir bagis aldik, bize ulasti, biz de felaket yerindeki hastaneye ve doktorlara bu bagisi buyuk ihtiyac hissedilen ayni yardim olarak ulastirdik.  Allah kabul etsin (Amin).  ALLAH RAZI OLSUN BAGIS YAPANLARDAN!  Bugune kadar OIECS’in kurulus masraflari ve depremzedelere, tsunamizedelere yaptigimiz yardimlar, bagislar icin ailecek 700,000 Yen (takriben 8,500 abd dolari) harcadik Allah kabul etsin (Amin).  Bundan boyle okurlarimizin da yazimizin sonundaki banka hesaplarina nakti yardimlarini, bagislarini yapmalarini bekliyoruz.  Depremzedelerin, tsunamizedelerin aylarca degil, senelerce ve yaslilarin ise muhtemelen olumlerine kadar komsulari olarak bizlerin, sizlerin yardimlariniza ihtiyaclari var. 

JAPON HUKUMETI, JAPON DEVLETI ZENGIN, BIZIM YARDIMLARIMIZA JAPONLARIN VE JAPONYANIN IHTIYACLARI YOK DIYEMIYORUZ.  YAZIMIN SONRAKI PARAGRAFLARINDA BELIRTTIGIM GIBI EVI, ESYASI, DUKKANI, MAGAZASI, MARKETI, IS YERI, BAHCESI, TARLASI VELHASIL HERSEYI YOKOLANA JAPON HUKUMETI SADECE BIR DEFAYA MAHSUS OLMAK UZERE  BIRKACBIN abd DOLARI YARDIM YAPMAKTA.  BASKACA BIR YARDIM YOK! 

DUSUNEBILIYOR MUYUZ:  ONLARCA SENE BIR YERDE YASIYORSUNUZ VE HERSEYINIZ BIRKAC DAKIKA ICINDE SAATTEKI HIZI 500 Km OLAN COK KUVVETLI TSUNAMI DALGALARIYLA YOK OLUYOR.  BAZI YERLERDE TSUNAMI DALGALARI 38 METRE YUKSEKLIGE ERISMIS, YANI 9-10 KATLI BIR BINA YUKSEKLIGINDE!!!  

DUSUNEBILIYOR MUYUZ:  TSUNAMI GELMEZDEN ONCE BIR AILENIN YEMEK SOFRASINDA 5-6 KISILIK AILE YEMEKLERINI YIMEKTE, TSUNAMIDEN SONRASI ISE 3-4 VEYA 2-3 KISI YAHUT TEK KISI GERIYE KALMIS O AILEDEN.  ARTIK YEMEKLERI DE YOK, EVLERI DE YOK VE YAKINLARININ CESETLERI DE YOK, KAYIP!!! 

DUSUNEBILIYOR MUYUZ:  PATLAYAN NUKLEER SANTRAL MERKEZ OLMAK UZERE, YARICAPI 20-30 Km’lik bir ALANDA EVINIZ VAR, ISYERINIZ VAR, MESELA BUYUK BAS HAYVANLARINIZ VAR, YAHUT PIRINC TARLANIZ VAR.  EVINIZ YIKILMAMIS VE TSUNAMI DE SIZE ERISMEMIS.  FAKAT SIZE IYODIK RADYOSYON ERISMIS VE JAPON HUKUMETI SIZDEN EVLERINIZI, TARLANIZI, HAYVANLARINIZI MECBUREN TERKETMENIZI ISTIYOR.  GIRILMESI YASAK BU BOLGEDE KACAK KALANLARI YAKALARLARSA JAPON HUKUMETI CEZA KESIYOR VE ZORLA SIZI O ALANDAN DISARI CIKARTIYOR.   SIZ ONLARCA SENE YASADIGINIZ BOLGEDEN MECBUREN CIKARTILIYORSUNUZ, NEREYE GIDECEGINIZI BILMIYORSUNUZ.  VE CIKARTILDIGINIZ YERE DE RADYOSYON NEDENIYLE 50 SENE KADAR GIREMEMENIZ DE KUVVETLE MUHTEMEL.  CIKARTILDIGINIZ YERDEKI EVINIZ VEYA ISYERINIZ ICIN BANKADAN KREDI ALMISSANIZ, KREDI BORCUNUZU DA ODEYEMEMEKTESINIZ.  BU KISILERE JAPON HUKUMETI VEYA ELEKTRIK SIRKETININ HICBIR PARASAL YARDIMI DA YOK, CUNKU EVLERI YIKILMADI KI, BIRKACBIN DOLAR ALSINLAR.   DURUM KISMI GERCEKLERLE BOYLE!!!    

CALISAN VE EVE PARA GETIREN KOCASI OLEN AILEDEN GERI KALANLAR VARSA, BU AILEYE DE YINE BIR DEFAYA MAHSUS SADECE BIRKACBIN DOLARLIK YARDIM YAPILMAKTA!!!  BIRKACBIN abd DOLARIYLA, BIR AILE SENELERCE DEGIL, SADECE BIRKAC AY ASGARI SARTLARDA GECINEBILIR!    BU BIRKACBIN DOLAR BIRKAC AYLIK SADECE YIYECEK, ICECEK MASRAFI OLABILIR.  ORTA GELIRLI BIR TURK, ORTA GELIRLI BIR JAPONDAN COK DAHA IYI BIR SEKILDE YASAMAKTA VE JAPONA GORE TURK LUKS BIR HAYAT SURMEKTE!  FAKIR BIR TURKUN HAYAT STANDARDI DA FAKIR BIR JAPONDAN YUKSEK.  TUM JAPONLARIN SADECE YUZDE BESI (%5) KADAR OLAN AZINLIK PARASAL ZENGINLIK ICINDE.  AMA YASAMLARI ZENGINLIK ICINDE DE DEGIL!  SADECE HARCAMADIKLARI PARALARI VAR!  MAALESEF, BUNLAR ONEMLI GERCEKLER!  INANILMASI ZOR OLSA DA BUNLAR GERCEKLER!  

TUM YARDIMLARINIZI, BAGISLARINIZI ALLAH’IN KABUL ETMESINI, BEREKETLENDIRMESINI, SIZLERE VE BIZLERE BU BAGISLARIN AHIRET HAYATINDA KATLARCA ODUL OLARAK GERI GELMESINI ALLAH’DAN NIYAZ EDIYORUZ.  SINAV DUNYASINDA KOMSULARIMIZA KARSI VAZIFELERIMIZIN HIC DEGILSE BIR KISMINI YAPABILMEMIZI, OBUR DUNYAYA GOTUREMIYECEGIMIZ PARALARIMIZI VAKIT GECMEDEN KOMSULARIMIZA ZEKATLARIMIZ OLARAK HARCAYABILMEMIZI VE EN AZINDAN BU GAYE ICIN NEFISLERIMIZI KONTROL ALTINA ALABILMEMIZI, HEP BANA, HEP BANA DEMEMEMIZI VE IHTIYAC ICINDEKI KOMSULARIMIZI GERCEKTEN  GOREBILMEMIZI, ONLARI ALGILAYABILMEMIZI, ONLARI  HAYATTAYKEN DESTEKLIYEBILMEMIZI ALLAH’DAN BUTUN GONLUMUZCE DILIYORUZ. 

KURAN-I KERIM’DEKI AYETLERE GORE (EL-MUMTEHINE SURESI 60/8), KOMSULARIMIZ MUSRIK BILE OLSA, ONLARA YARDIM ETMEMIZ GEREKIYOR.  BURADA IHTIYAC ICINDE OLAN KOMSULARIMIZIN MUSRIK OLUP, OLMADIKLARINI VEYA BIZLERDEN DAHA USTUN OLUP OLMADIKLARINI DA SADECE BIZLERI YARATAN ALLAH BILMEKTE, BIZLER BUNU BILEMEYIZ. TEMENNIMIZ, DILEGIMIZ ve DUALARIMIZ, BUGUN ITIBARIYLE SAG KALAN DEPREMZEDELERE VE TSUNAMIZEDELERE OLUMLERINDEN ONCE, ALLAH’IN ONLARA IMAN NASIP ETMESIDIR, ONLAR ICIN NIHAI TEK HEDEFIMIZ, ONLARA OLAN ASKIMIZ, ONLARIN IMANI KAZANARAK, IMANLI OLARAK OLMELERIDIR!!!   ONLARIN ELLERINDEN MUSLUMAN KOMSULARININ  TUTMASI, ONLARA AZ DA OLSA DESTEK OLUNMASI, ONLARIN YUZUNU BIRKAC SANIYE BILE OLSA GULUMSETEBILMEMIZ, ONLARI ISLAMIYETE YAKLASTIRACAK VE MUKAFAATLARLA DOLU EBEDI HAYATA ERISTIRECEKTIR ALLAH’IN TAKDIRIYLE. 

KISA surede Kurmayi basardigimiz Japonya’da Shadan Hojin olan OIECS’in 800′den den fazla fotoğrafları arasından sectigimiz 69 adet fotoğrafı Slayt Sunumunda kullandık.   Bizim de OIECS olarak parasal desteklerde bulundugumuz “Japan Islamic Trust” ADINDAKI VAKIF KURULUSU, TOPLU YASAM MERKEZLERINDE VE OKULLARDA DEPREMZEDELERE, TSUNAMIZEDELERE VE OGRENCILERE BIRKAC GUNDE BIR SICAK YEMEK, CORBA, SALATA GIBI YIYECEK YARDIMLARINDA BULUNMAKTADIR.  KONSERVE YIYECEKLERDEN VE HERGUN EKMEK YEMEKTEN BIKAN DEPREMZEDELERE, TSUNAMIZEDELERE YAPILAN SICAK YEMEK YARDIMLARI COK MAKBULE GECMEKTEDIR.  SICAK YEMEKLERI GOREN VE TADANLAR, BIRAN BILE OLSA GULUMSIYEBILMEKTE VE GULUMSIYENLERI GORMEK DE BIZE COK BUYUK BIR HAZ VERMEKTEDIR.  

SICAK YEMEK VE SALATA  YARDIMLARININ SADECE BIR KISMINI GOSTEREN FOTOGRAFLARI DA SLAYT SUNUMUMUZA EKLEDIK.  Okumaya Devam »

Japonya’daki 9.0 buyuklugundeki depremin yasandigi 11 Mart 2011 gunu Ankaradaydim, her zaman ki gibi TV’yi acmadan japonyaya donus hazirliklari icindeydim. Arkadasim Saadet bey saat 10:00 sularinda telefon edip aglayarak Japonya’da deprem oldugunu, arkadaslarina telefon ediyor ama ulasamadigini TV’yi izlememi soyleyince cok sasirdim, uzuldum.  Hemen Esimin, oglumun ve kizimin cep telefonlarina ve ev telefonuna onlarca defa telefon ettim, ancak hicbiriyle irtibat kuramiyordum. Birara evimizin telefonunu caldirabildim ve telefon mesaja giriyordu, kimse telefona cikmadigindan, mesaja gecen telefon beni daha da cok uzmustu.  Neyse ki, ogleden sonra Turkiye saatiyle saat 14:00 sularinda (Japonya’da saat 21:00) yakin bir komsumuzu telefonla aradigimda, irtibat kurabildim, komsumuz bana kizimin bu komsuya yiyecek getirdigini ve en azindan kizima ve ogluma birsey olmadigini ogrenebildim.  12 Mart gunu Narita havaalani kapaliydi. 14 Mart’da oglen vakti ucagimiz Tokyo Narita havaalanina indi.  Trenler calismiyordu, havalani cok kalabalikti, herkes sessiz ve uzgundu, biribirlerine olan saygilari da herzamanki gibi ustlerdeydi.  Havaalaninda otobuse binebilmek icin 2,5 saat sira bekleyip, Shinjuku sehir merkezine 4 saatte ulasabildim.  Oglum beni shinjukudan alip arabasiyla eve getirdi.  11 Mart Cuma gunu esimin Tokyo Camisinde depreme yakalandigini ve saatlerce yuruyerek ve saatlerce bekleyip otobuse binerek, evimize gece saat 10:00 sularinda ulastigini ogrendim. Bugune kadar hergun birkac defa 3 veya 4 buyuklugundeki depremlerle Tokyo`da sallanmaktayiz.  Yuzlerce km uzakliktaki deprem merkezinde siddet 6 olsa da Tokyo da depremin siddeti azalmakta 3, 4, veya 5′e dusmekte.

Gonul ister ki, dualarimizla Yuce Yaratan’a yalvararak bu felaketten geriye kalan Japon komsularimiza, depremzedelere, tsunamizedelere Allah’in iman nasip etmesini ve obur dunyalarini  imanlariyla kurtarmalarini dileriz.  DUNYAMIZA VE INSANLARA ER-GEC GELECEK KIYAMETIN COK kucugu olan bu deprem, tsunami ve radyosyon karisimi felaket neticesinde ortaya cikan enerjinin ne yapabilecegini gozlerimizle gorduk, anladik.  Bunu goren dini olmayanlarin bile, artik Allah’in varligina inanmalari lazim.   

NITEKIM, BIRKAC GUN ONCE TV’DE JAPON EKONOMI BAKANI GAZETECILERIN, BASIN MENSUPLARININ SORULARINI SOYLE CEVAPLADI:  FUKUSHIMA NUKLEER SANTRALINDAKI KAZA ETKILERINI VE RADYOSYON SIZINTISINI AZALTMAK ICIN BUTUN IMKANLARIMIZLA SEFERBER OLDUK, GEREKENLERI YAPIYORUZ VE YAPACAGIZ.  FAKAT NETICENIN NASIL OLACAGINI BEN BILEMEM, ALLAH BILIR.  

Deprem ve tsunamiyle ilgili olarak Esime gelen mesajindaki iki (2) youtube’u yazimda yayimlamami istedi.  ”JAPONYA’YA DUA EDELIM” baslikli bu youtube’u asagida okurlarimiza sunuyoruz.  Izlenen youtube’deki Japonca yazilardan sadece asagidaki dort (4) hususu Turkceye cevirdik.  Youtube’deki Japonca yazilari okuyup anlayan neseli biri bile iclenerek huzunlenmekte ve aglamakta!  Cunku bu yazilar ve seslenis sanki imanli japonlardan, imani olan insanlardan geliyor gibi.  Imansizlardan bu tur yazilar, hisler, sesler ve huzunler gelmez:  

1. Bebegini emziren bir annenin depremden sonra korkudan sutu kesilmis!    Anne sut bulmak icin 11 Mart’in gecesinde marketlere gider, fakat tum gayretlerine ve cabalarina ragmen sut bulamaz.  Daha sonra sutu bulur. Buyuk depremden sonra da pek cok artci depremler olmaktadir.  Bunu soyleyen TV spikerinin canli yayin sirasinda sesi kesilir.  Her zaman sakin haber veren, heyecanlanmiyan tarafsiz TV spikerinin aglamakta oldugu fark edilir.  

2.  Deprem olunca iki yasindaki bir cocuk, ayakkabisini giyip ben depremi tevkif etmeye gidiyorum diyerek evinden disari cikmis! 

3.  Eski Japonya Basbakani Shigeru YOSHIDA’NIN 1957 SUBAT’INDA SAVUNMA AMACLI iLK ASKERLERIN UNIVERSITEDEN MEZUNIYETLERI TORENINDE YAPTIGI KONUSMA:  ”SIZLER KAHRAMAN OLDUGUNUZ ZAMANLAR JAPONYA’NIN EN COK PROBLEMLI OLDUGU SON GUNLERIDIR.  YANI, SIZLER HER ZAMAN GOLGEDE KALACAKSINIZ, O ZAMAN ULUSUMUZ MUTLU OLUR, BU NEDENLE SABREDINIZ!  

4.  TSUNAMI GELMEDEN ONCE SESLE ALARM VERILDIGINDE BIR ASKERIN SIRTINDA IKI IHTIYAR KADINLA VE SAGINDA VE SOLUNDA BASKA IKI IHTIYARIN ELLERINDEN TUTUP, KOSAR ADIMLARLA, ONLARI YUKSEK YERE CIKARDI VE TSUNAMIDEN 4 KISIYI KURTARDI.  ASKERLER BOYLE CANLA, BASLA CALISTILAR, CALISIYORLAR!!!  SIMDI ESKI JAPON BASBAKANI’NIN SOYLEDIKLERINI HATIRLIYORUZ.  ASKERLER KAHRAMAN OLDU.  JAPONYA SIMDI TSUNAMI ILE BELIREN PROBLEMLERI COZMEYE CALISIYOR.  MESULIYETLERININ KATLARCASINI YAPAN JAPON ASKERLERINI KUTLARIZ, TEBRIK EDERIZ!!!

http://www.youtube.com/watch?v=ycRxtWHXOFA&feature=related
 

http://www.youtube.com/watch?v=IxUsgXCaVtc  Okumaya Devam »

Italya’da nukleer elektrik santrali yok.  Almanya hukumeti nukleer santrallarini kapatarak cevreye ve insanliga zarari olmayan alternatif enerji, yenilenir enerji elektrik santrallarina gecisi gundeme getirdi.  RUZGAR GUCUYLE, DENIZ DALGALARI GUCUYLE, CEVREYE ZARARI OLMAYACAK (veya minimum zarar verecek) ALTERNATIF BIR SISTEMLE ELEKTRIK ENERJISI URETMEYI PLANLAMAKTALAR.  SON MODEL NUKLEER SANTRALLARI DA ARTIK ALMANYA ISTEMIYOR.  2022 YILINDA HICBIR NUKLEER SANTRAL KALMAYACAK ALMAN TOPRAKLARINDA!  INSANLIK ICIN NE KADAR IYI BIR KARARI DUNYADA ILK DEFA HIC BEKLEMEDIGIMIZ ALMANYA ALDI!  HAYIRLI OLSUN!   ABD’nin topraklari cok genis, abd yuzolcumu Japonya’nin onlarca kati.  Japonyanin diger enerji kaynaklari potansiyeli yuksek olmasina ragmen, bu potansiyellerin kullanilmayip, en  az abd’nin yarisi kadar nukleer elektrik gucune sahip olmasi tedavisi zor hastalikli bir durum.  ABD’nin talimatlarini yerine getiren Japonya’yi abd bu sekilde cezalandirmamali, oyuna getirmemeli.   Simdi Japonya tehlikenin farkina vardi, ve bundan boyle nukleer olmayan elektrik enerjisi kaynaklarina yoneliyor. 

Fukushima’daki Nukleer Santralin okyanusa akan radyosyonlu su sizintisi nedeniyle 300 metre mesafedeki okyanus suyunda normal olculerin binlerce kati radyoaktif iyot bulundu.  

Okyanus suyu 1 Nisan 2011 tarihi itibariyle yasal SINIRIN 4,385 KATI daha fazla radyoaktif iyot icermekte!  Japon makamlarinin verdikleri bu kat rakamlariyla beraber gercek degerler verilse cok daha iyi bir bilgilendirme olurdu.  Japon halki ve bizler yasayi veya duzenlemedeki sinirin seviyesini bilmiyoruz ki, katlarin seviyesini anlayabilelim, bilmis olalim.  Ayrica her ulkede kararlastirilan sinir farkli olabilir, radyoaktif iyotun mukayeseli katlarina ilaveten, seviyesinin gercek degeri de verilmis olsaydi, bunu dunyadaki herkes iyice anlardi. 

BU PARAGRAFI 11 HAZIRAN 2011 GUNU YAZIMA ILAVE ETTIM:  Gunumuz haberlerine gore Fukushima Nukleer Santralindan 200 Km uzakta bulunan bolgelerin topraklarinda ve tarim urunlerinde de ihmal edilemiyecek seviyede iyodik radyosyon bulundu.   Bazi tarim urunleri yenilemiyor.  Ufak cocuklu pekcok aile cok tedirgin, cunku cocuklari kucuk yaslarda!  Gazete haberlerine gore bu aileler cocuklarini felaket bolgesinden 200 Km uzaklardaki toprakda bile oynatamiyorlar.  Japonlar iyi gunesli havalarda cocuklarinin parklardaki toprakla ve ince elenmis kumlarla oynamalarini tesvik etmekteydiler.  Ancak bu gunlerde cocuklarini varsa arabalariyla gezdirmekteler, cocuklarinin topraga oturmalarindan bile rahatsiz olmaktalar.   Bu gercekleri de bugunlerde duydugumdan, yazima ilave ettim. 

Şahin Alpay’in Nükleeri bırak, güneşe bak! Başlıklı makalesinden  aşağıdaki üç(3) paragrafi 9 Ağustos 2011 günü yazıma ilave ettim:

 

http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1166998

 

Turkiye’de Halkın en az üçte ikisi buna karşı olduğu halde, bizim hükümetin nükleer santraller kurma konusundaki ısrarını anlamakta güçlük çekiyorum. Bu ısrardan midem bulanıyor. Bomba yapma peşindeler mi, yoksa bu işte büyük rüşvetler mi dönüyor? Elimde somut bilgi olmadan kimseyi itham edemem, ama doğrusu midem bulanıyor.

 

Birçok aklı başında hükümet bundan yakayı kurtarmaya çalışırken Türkiye’nin başına nükleer belayı sarması için hemen hiçbir mantıklı gerekçe yok. Türkiye, zengin yenilenebilir enerji kaynaklarına sahip bir ülke. Bir kamu kuruluşu olan Tübitak tarafından yayımlanan Bilim ve Teknik Dergisi’nin Haziran 2011 tarihli, “Türkiye’nin ve dünyanın enerji sorununa nihai çözüm” başlıklı, bu konuda dosyalarla dolu sayısında bakın ne deniyor:

 

“Üretim hacmindeki büyüme, Ar-Ge çalışmaları sonucu artan verim ve düşen üretim maliyetleri, fotovoltaik sistemlerin (güneşten elektrik üretimine yarayan piller sisteminin – Ş.A.) fiyatında düzenli bir düşüşe neden oluyor. 2015 modül fiyatlarının 2010 fiyatlarından % 37-50 daha ucuz olması öngörülüyor… Resmi veriler, güneş enerjisi potansiyelimizin ihtiyacımız olan enerjiden çok daha fazlasını güneşten sağlayabileceğimizi gösteriyor. Uluslararası kuruluşlar tarafından yapılan değerlendirmelerde Türkiye, fotovoltaik güç santral yatırımları açısından cazip bir ülke olarak öne çıkıyor.  

 

INSANLAR KENDI SONLARINI KENDI YAPTIKLARIYLA, YAPTIRIMLARIYLA GETIRIYORLAR, YANLIS YAPILANLARLA CEVRE FELAKETLERI BASLIYOR VE DUNYAMIZDA BASLADI BILE.  ZATEN KIYAMETIN GELMESINE VE HIZLANMASINA DA INSANLAR KENDI YAPTIKLARIYLA SEBEP OLMAKTALAR.  HAYVANLAR DEGIL, INSANLAR NEDEN OLMAKTA!!!  HERKES KENDI DEFTERINI KENDISI YAZIYOR!!!  BAZI SIYASILER DE YA GOSTERIS OLSUN DIYE ALDIKLARI KENDI KARARLARINI VEYA SUPER GUCLU DEVLETLERIN BASKANLARININ BASTIRMALARINI DINLEYEREK, BU BASKILARIN NETICESINDE ALDIKLARI KARARLARLA, CIKARDIKLARI YASALARLA, KENDI OZ ULKELERI ICIN GELECEKTE TELAFISI MUMKUN OLMAYAN UYGULAMALARI YAPMAKTALAR, FELAKETI KENDI ELLERIYLE KENDI ULKELERINE GETIRMEKTELER!!!   YANI KENDI ULKELERININ MILLI MENFAATLERINI GORMEZDEN GELMEKTEDIRLER.  BUGUNKU JAPONYA’YA VE JAPON HALKINA ACIMAKTAYIM!!!  Okumaya Devam »

Eski Gönderiler »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.